9.08.2016

TBC ~ Top Body Challenge // Blogilates // Walk At Home


Bu aralar sağlıklı beslenme ve hafiften kas yapmak için çeşitli workout programları, egzersizler pek bir moda.

Ben de en meşhur olanlarından birini Top Body Challenge'i anlatıcam çünkü yaklaşık 1 buçuk sene takip edip, hiçbir bilgi bulamayıp; 70euro vermeye değer mi değmez mi diye düşünüp, sonunda merakına yenilen biri olarak başlamak isteyenlere yardımcı olmak isterim.

Bu aralar sağlıklı beslenmesini ve günlük bölgesel hareketlerini-kardio programını paylaşan çok fazla insan var ve etkiledikleri kitle, sosyal medyanın yardımıyla diye düşünüyorum,  gün geçtikçe büyüyor.

Benim Sonia ve Cassey Ho'yu keşfetmem de işte böyle oldu. Sonia instagramda sürekli takipçilerinin öncesi ve sonrası fotoğraflarını paylaşıyor.  İlk başlarda bu kadar kısa sürede bu sonuç nasıl olur diye tereddüt ettim. İnternette çok fazla araştırdım, nasıl bir programı var diye... Fakat Youtube'daki yorumlar dışında çok fazla bir şey bulamadım...... Sonia'nın Youtube'daki kanalında verdiği bilgi merakımı ve sorularımı tatmin etmeye yetmedi.

Ve sonunda dayanamayıp, 10 hafta önce hem menüsünü hem de workout kitabını satın aldım.

Sonia Tlev'in programına başlayana kadar Blogilates, Cassey Ho ile birlikte yaklaşık 1,5 sene spor yaptım.

Cassey'nin Blogilates adında bir sitesi var ve üyelerine aylık düzenli olarak egzersiz planı yolluyor. Ayrıca bir de haftalık yemek planı var. Cassey vegan olduğu için hem vegan hem de et yemekleri seçenekleri var. Bir de ayrıca sadece bölgesel  çalışmak isteyenler için 1 aylık egzersiz listesi var.

Cassey'nin programı genelde günde 5 ya da 6 videodan oluşan ( 5 ve 12 dakika uzunluğunda); günlük olarak çalıştırdığı bölgeler kol - bacak/iç bacak-karin-kalca- kardio ve 1 gün de streching hareketleri var.

Cassey, plana o gün hangi videoların ismini yazdıysa, Youtube'dan o videoları açıp, onunla birlikte yapıyorsun. Cassey çok pozitif, inanılmaz motivasyonunu yükseltiyor ve çok iyi bir rehber.

Cassey'nin bir de telefon için uygulaması var, bazı şeyler ücretli ama onun dışında yukarıda bahsettiklerim ücretsiz. Ayrıca Youtube kanalında bir de sağlıklı beslenme/ vegan tarifler üzerine de videoları var.


Sonia'nin programına gelecek olursak,

70euro'ya satın alıp indirdiğim ebook, 12 haftalık bir program. Sitesinde sadece yemek menüsü ebook'u ya da workout ebook'u da satılıyor.

Genele baktığında mantık şu:

Vücudunun ihtiyacı olan besini al, 3 gün bölgesel egzersiz yap, 2 gün koş - yüz - ip atla - merdiven çık..... ama aslında bu program kardio olarak koşuyu öneriyor, yağ yeme ve işte bu kadar.

Simdi detaylı anlatıcam ama öncesinde şunu söylemek istiyorum: kitabı indirdiğinde içindeki bilgilerin bir kısmını paylaşabileceğini, bunun takip edildiği falan yazıyor. Elin Fransızı benim blogumu nerden bulacak da, anlayacak da bana hak hukuk soracak.... Her şeyi yazayım diye düşündüm ama sonradan korktum açıkçası.. O yüzden şöyle genelini anlatayım, benim vaktinde en çok merak ettiğim şeyleri yazayım diyorum.

Ebook 4 dilde var: Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca

Benim en çok merak ettiğim, mail atıp cevap alamadığım şey: Listede yazan yiyecekleri ( Türkiye'deyken ) bulamazsam yerine şu da olur diye bir şey var mı? hem VAR hem YOK.

Menülerde çok fazla cottage cheese var, Türkiye'de olup olmadığından emin değilim. Üstelik %0 yağlı.. Almanya'da bile bulmak zor....ama evde kendin uğraşıp yapabilirsin... Bu peynirin özelliği: protein miktarı yüksek, bir de selülit'i yok etmeye yardımcı oluyormuş, öyle diyor. Bu peynir bizim çökelek sanırım.

Menüden başlamışken devam edeyim. Madde şeklinde yazıcam:

- 3 öğün yemeni tavsiye ediyor ve 1 porsiyondan günde 2 öğün meyvesi geçmemeni söylüyor.
- Tam tahıl ekmek, genelde 2 dilim. ( ben glütensiz ekmek yapma macerasına atıldım, ekşi mayalı yiyorum.)
- %0 yağlı, evde kendin hazırlayacağın hafif tatlı yoğurt ( ben normal yogurt (0,1 yağlı) yiyorum bazen de activia'nın vanilyalı yoğurdunu yiyorum.)
- Peynir yok ama bu beslenme şeklini uygulayanları takip ediyorum, yağsız birkaç dilim peynir yiyorlar.
- Yemeklerde yağ yok. Bu yüzden yapışmayan bir tava edinmek, iyi bir fikir. Yapışırsa su koy diyor.
- Çok fazla balık yediriyor. Genelde somon ve Cod diye bir balık. Cod'da, morina  herhalde ???, protein miktarı fazla, sanırım o yüzden yediriyor.

Benim genel olarak, Sonia'nın menüsü dışında, merak ettiğim şey, kiloma göre günlük protein ihtiyacım ne?

Günlük ihtiyacım ortalama 160 gramsa, bunu öğünlere nasıl bölmeliyim? 80 gr tavuk öğlen yesem, 80 gr balık akşam yesem olur mu? Hayır, olmaz... Çünkü yediğim 80 gr tavukta, 80 gr protein yok. Belki 5 gr var, belki 10 gr. O kadarını bilemiyorum.... Sonia bir tablo yapmış. Spor yapan bir bireyin alması gereken proteini şöyle hesaplıyor:

*1,8 X ( kilo) = günlük alman gereken protein miktarı
Örneğin 54 kilo ağırlığında bir kimse =     1,8 X 54 = 97 gr
*Sonia'nın kitabında verdiği örnektir.

Spor yapmayan biri için sayılar değişiyor tabii.
O yüzden genelde öğlen 150 gr, akşam da 160 bazen 180 gr et yediriyor.

Sonia, kalori ve gr hesabı yapmayı sevmiyormuş. Motivasyonu düşürdüğüne inanıyormuş.
Bu yüzden sebze ve pilav tarzı şeylerdeki ölçüyü kendin keşfedip bulmalısın ama tabii bir rehber olarak sana ne yemen gerektiği hakkında fikir veriyor. Şu şekilde:

.Küçük bir porsiyon kahverengi pirinçten pilav,
.Menüde pilav varsa, 1 dilim ekmek... gibi

Takıp ettiğim diğer TBC yapanlar makarna da yiyor ama ben menülerde makarnaya hiç denk gelmedim. İlginç.......

Ekmeğin de gramı yazmıyor .... Ben 25 gr dilimlemeye özen gösteriyorum.

Hafta sonları menü yok, listeden seçtiğin bi menüyü hazırlayabilirsin.

Değişim olarak, eğer o günkü menüde kırmızı et varsa onu tavuk ya da hindi olarak değiştirebilirsin. Balık varsa, ton balığı ya da çipura olarak çeşitlendirebilirsin. Yani herkes kendi grubunun içinde bir alternatif buluyor kendine. Sebze ve meyveler de ayni şekilde.

Yani sadece verdiği listedekilerle değişim yapabilirsin.

Kitabın son sayfalarında Sonia'nın tarifleri var. Tatlı içecekler, ana yemekler.... Fransız kültürüyle tabii...
Ben başlarda her sebzeye, her Türk gibi soğan doğruyordum. Sonra bir yerde okudum, her yemeğe soğan koymak iyi değilmiş, vücutta su tutuyorMUŞ. Simdi Sonia ne yazdıysa o şekilde hazırlıyorum...
Bu arada bu menüler diyet menüsü değil. Bunu söylemem gerek. Bu bir beslenme şekli, sağlıklı olmak için. Yani diyet yapmıyorsun, beslenme şeklini değiştiriyorsun.




                                                                          .....................




Farklı kahvaltı seçenekleri var.
Ben, yine takip ettiğim diğer TBC'cilerden görüp kendime göre değiştiriyorum: 2 kaşık müsli, az yağlı süt, 1 dilim ananas ya da kırmızı meyveler, 1 dilim ekmek, üstüne laf olsun diye göstermelik tereyağı ve biraz cottage cheese yiyorum.

- Günde 10 adeti geçmeyecek şekilde işlenmemiş badem, fındık, ceviz
- Mutlaka 2 litre su iç
- Haftanın 1 günü, 1 öğünü özgürsün...

Mesela öğlen ya da aksam köfte var diyelim. Yanına bir porsiyon patates kızartması ya da yemek sonrası 1 porsiyon dondurma ya da çikolatalı bir tatlı ekleyebilirsin..Süper değil mi????




Egzersiz programına gelecek olursak:






12 haftalık, bu fotoğraflardan oluşan bir egzersiz programı veriyor. Pazartesi karın ve bacak, çarşamba  kalç
a ve kol, cuma günü de genel olarak yani tüm vücudu çalıştırmaya yönelik; salı ve perşembe ise koşu var. Her hafta koşma süresini değiştiriyor.

Bu fotoğrafta da yazdığı gibi hareketlerin hepsini 30 dakikada bitirmeni söylüyor. Her circuit arasına 1 ya da 2 dakika ara koyabilirsin ama bir circuit'ı yaparken hareketler arasında bekleme diyor.
Youtube 'dakilerin de söylediği gibi, program iyi hoş da 1. ve 2. circuit diye gösterdiği yerleri 10 dakika içinde 2 kere yapmak biraz imkansız. Hem zaman yetmiyor hem de nefessiz kalıyorsun.
Buraya koyduğum fotoğraf Sonia'nın kendi sitesinde ücretsiz paylaştığı bölümden ( sayfanın en altında).

TBC'ye başlamayı düşünüp de bilgi bulamadıysan; yazıyı okuyup hala tereddüt ediyorsan:

Yemekleri anlattığım şekilde hazırlayıp, Cassey'nin aylık planını uygulayabilirsin. Zorlanırsan 4 videoya düşürebilirsin ya da yeni başlayanlar için olan planı indirebilirsin.

Sen neden böyle yapmadın dersen, Sonia'nın soru cevap kısmında da dediği gibi haftalık menülerle haftalık egzersizler birbirlerini tamamlıyor. Bu satış politikaları da olabilir.  Bu konuda sadece edindiğim deneyimle vücuduma iyi gelenleri henüz keşfettiğimden dolayı, bilir kişilerin hazırladığı plana uymak istedim....

Tabii bu demek değil ki Cassey'le spor yapmıyorum... Cassey'nin çok güzel stretching videoları var. Haftada birkaç kere bu videoları yapıyorum. Sonia'nın sadece kitabı olduğundan açıkçası Cassey'i daha motive edici buluyorum. Çünkü videolarda " biliyorum yoruldun, ama sakın bırakma !" gibi tam yılma anında, sanki yanında seni görüyormuşçasına destek olması benim hoşuma gidiyor.... Ve olur da hani denk gelir, bi şekilde bu yazıyı görürse :

Cassey, I love youuuuuu!!! You're a great inspiration and a guide!! So glad to have you in my life!!! =)



Bu iki hatunun dışında takip ettiğim bir de başka bir kardio programı da Walk At Home. 15- 30 - 45 dakikalık videolarla, dakikasına göre sanki  1 mil, 2 mil, 3 mil ( Amerikalı için km değil) yürümüşçesine enerji harcatıyor. Eğer hava kötüyse ya da etrafta koşacak bir yer yoksa evde bu videoları yapabilirsin. Apartman dostu olduğunu da belirteyim =) alt kat komşuna ses gitmiyor ve hareketler çok basit.....



10. hafta sonunda benim fikrimi sorucak olursan......

Kesinlikle sıkılaşma var ama bu benim için yeni bir şey değil. Çünkü zaten Blogilates yapıyordum.
Menüler çok güzel. Hazır olan bir programa uymak kesinlikle çok kolay.
Egzersiz kitabındaki hareketler, hedeflenen bölgeleri çalıştırıyor ve riskli herhangi bir hareket yok.

Ama.......

TBC 2'yi satın almayı düşünmüyorum. Çünkü instagramda paylaşılanlar kadar bir fark görmedim. Bu program sıkılaşıp, kas yapmak isteyenler için ideal. Ya da çok kilolular için.....

Ben 5 kilo vermeyi hedefleyerek başlamıştım. Boyum 160 ve 53 -55 kilo benim için ideal. Tartıda 2 kilo dışında hiçbir değişiklik yok ama dediğim gibi sıkılaşma devam ediyor. Sanırım kas kazanıyorum ve tartıda kilom değişmiyor. TBC 2' de olağanüstü farklı bir şey olduğunu da zannetmiyorum. Hareketler zorlaşıyordur ama TBC1' deki hareketler de yeterince zor zaten ve ben ayak bileklerime ağırlık bağlayarak çalışıyorum. Bu yüzden TBC 1 bitince menülere, egzersizlere devam edip; kardioya ağırlık vermeyi planlıyorum.


Bunların dışında aklıma gelen başka bir şey yok.... Ama atladığım ya da aklına takılan bir şey varsa,
lütfen yaz...

8.10.2016

CELTA Günlükleri-3

CELTA sonrası iş arayışı ve birkaç teşekkürü borç bilirim yazısı



Celta diplomasını kaptıktan sonra büyük bir hevesle Ankara'daki özel okullara, İngilizce öğretmenliği için başvurmaya başladım. Birkaç okula demo için gittim. İçlerinde en çok içime sinen Doğa Koleji olmuştu, imkanları açısından. Oranın İngilizce zümre başkanı demoyu ve ders planını çok beğendiğini ve kısa bir süre içinde müdürle de konuşup, kontrat imzalamak üzere beni tekrar çağıracağını söyledi. Bu arada küçük bir not düşeyim: O zamanlar CELTA'yı Türkiye'de, Türk vatandaşlarının kullanamadığını henüz bilmiyordum....

 Her neyse.... Aradan 1 hafta geçti, bu arada annemin zoruyla başka okullara demoya hala gidiyorum, gittiğim yerlerden biri hem İngilizce hem Fransızca öğretmenliği için beni işe almak istediklerini söyledi. Süper bi haber! Yaklaşık 9 aydır iş arayan, arada 4 ay ücretli öğretmenlik yapmış biri için muhteşem bi haberdi. ( Neden 9 ay dersen, özel okulların başvuru tarihi mayısta başlıyordu ve ben henüz mezun olmadığım için değerlendiremeyeceklerini söylüyorlardı.) Ama benim aklım Doğa'da kaldı ya, hayır dedim!!!! Daha sonra çağıranlara da gitmedim, çünkü eminim Doğa olacak. Aradan 3 hafta geçti, ben haftada bir zümre başkanını aramaya başladım. Ha bugün ha yarın...Neyse zahmet ettiler de çağırdılar, her şeyi konuştuk anlaştık. Ben muhasebenin olduğu yere, kontratı imzalamak üzere aşağıya indim....

Veeee taa taa ta taaaammmmmm!!!!! Atamam yapılamıyorr!

Bi halimi düşünür müsün 2 dakikalığına?! İmza atıcam, çalışmaya başlicam ama devlet atamamı yapmıyorr!!!
Neden? Çünkü İngilizce değil Fransızca öğretmenliği mezunuyum. Nasıl yaaa?! Ben öğretmenlik mezunuyum, yabancı diller bölümü-eğitim fakültesi!!!
Hayal kırıklığımı tahmin edebiliyo musun?
Üzerimden terler boşalıyor, yanaklarım yanıyor, nefes alamıyorum.... Anneme ne dicem?! Kesin başlıyorum dediğim insanlara ne dicem?!.......

Tabii burda kimsenin suçu yok, belki de benim CELTA'ya başlamadan önce iyice araştırmama rağmen bu konu hakkında yeterli bilgi bulamayışıma bağlamak gerek, bilemiyorum...

Neyse ana geri dönüyorum....

Kadına anlatmaya çalışıyorum:
-"Benim CELTA'm var??!!!!!!

-"Evet ama atamanız olmuyor, müfettiş geldiğinde zor durumda kalırız."

Ben bu arada içimden: Sizin müfettişinize de, size deee,
CELTA'ya daaa.............................

Sonradan öğreniyorum ki ,daha önce de yazdığım gibi, CELTA yabancı uyruklu vatandaşların Türkiye'de deli gibi paralarla, kolejlerde native olarak çalışmasına imkan sağlıyormuş.

AMAN NE GÜZEEELLL!!!!!

İstersen Almanca öğretmenliğinden, Arapça öğretmenliğinden mezun ol, İngilizce diploman olsa bile ataman olmuyor arkadaşım. Bu bir.
İkincisi ve ilginci, hani edebiyat mezunu yada bölüm mezunu olup sonradan formasyon alanlar var ya, onların ataması yapılıyor. İsterse fizik mezunu olsun.

-"Formasyonunuz var mı?"
-"Var ama matematik bölümü mezunuyum."
-"Olsun, buyurun İngilizce öğretmenliği atamanız"....


Burada lafım sonradan formasyon alanlara değil aslında. Sorun, devletin nasıl bir mantıkla düşünüp, böyle bir karar aldığında.
4 yıl formasyon dersi alan, yaklaşımlar dersi alan, sunumdu bilmem neydi uğraşan; bir yabancı dil nasıl öğretilir konusunda 4 sene okumuş insanlara haksızlık değil mi? Bu nasıl bir iştir yahu?

Umarım kısa sürede bu saçmalık ortadan kalkar....

Sonuç olarak bana evin yolu göründü...

Beni taaa Ankara'nın bi ucuna, Doğa Okulları'na getirip götüren canım arkadaşım Alp!! Hatırlıyo musun o günleri??
Sana sevgiler....

Fransızca mezunusun, neden Fransızca'dan başvurmadın diye düşünüyorsan.... Ankara'da sayılı sayıda Fransızca okutan okul var. Kim kaybetmiş de ben bulayım? Bi giren ayrılmıyo ki! Tevfik Fikret'in İngilizce'sine de başvurmuştum, Doğa'dan önce. "Biz bu sertifikayı tanımıyoruz." demişlerdi. Ben de içimden" Siz kimsiniz de Cambridge'i tanımıyosunuz Allah aşkına?" demiştim ve durumu çakmamıştım......

Uzunca bir eve kapanış, ben neden okudum, lanet olsun her şeyeeeeaaa!!!... döneminden sonra tamamen farklı bi alanda, haziran ayında, masa başı bir işe girdim. Kalite güvence hakkında bir şeyler öğrendim. Yurt dışındaki müşterilerle iletişimi sağladım....Bana böyle bir imkan sağladıkları için Handan-Musa Yağmurlu'ya teşekkür ederim...

Birkaç ay sonra, teyzem internette gördüğü bir ilanın linkini yolladı.

PEISG adında bir okul A level (Cambridge!!!!) Fransızca öğretmeni arıyor.

"Peisg nere ki yaaa?" derken Ankara`nın gözde elçilik okullarından olduğunu, Pakistan Embassy International Study Group olduğunu öğrendim....Hem de A level istiyolar," o neyyy kiii çok kolay ben yaparım" dedim.

Burada hemen araya girmek istiyorum.... Her Türk, yabancı dil öğrencisi gibi benim de Fransızca'm teoride dersen zehiiir gibii, pratik dersen sallanmaktaaa....Neden? Çünkü Gazili arkadaşlar bilir, özellikle bizim bölüm, ezber işidir.

Hani dil yaşayan bir varlıktı tanımlarda?! N'oldu?!

Bana göre haftada kaç saat gramer görüyosak, o kadar saat konuşma olmalı... O da eski bi kitabi ezberlemek olmamalı.. Bizim okulda öyle çünkü. Conversation diye gidiyosun, kitap ezberi dayatılıyor. Sonra itiraz ediyorsun benim gibi ve o dersi 4. sınıfa kadar taşıyosun...

Hiç abartmadan söylüyorum, biz konuşma dersinde 12 ünitelik bir kitabın diyalogları dahil bütün cümlelerini ezberlerdik ve hoca sınavda ünite ünite , 7 cümle Türkçe'sini sorardı. Bizde kitapta yazan haliyle söylerdik. Bu hangi yaklaşımda var bana bi söyleyin?!

Yabancı dil bence hikaye okuyarak, işte ne biliyim gramer çalışarak öğrenilmez. Dili yaşaman gerek, özellikle Fransızca için kültürü ve düşünce yapısını öğrenmek gerek. Bu da o ülkeye gitmeyi zorunlu kılar ki, herkesin yurt dışına gitme imkanı olmayabilir... O zaman getir okula birkaç tane native öğretmen, biz de gerçekten öğrenelim, dimi? Öğrendikten sonra, pekiştirmek için o dilde kitap okuyalım... Zaten bir üniversitede, yabancı diller bölümünde o dili konuşan bir öğretmen nasıl olmaz yaa? Bu nasıl bir mantık? Türkçe düşünerek Fransızca konuşmaya çalışan, ezberci hocalar. Nereye kadar????

E bir de istekli olmak lazım... Bir ara GSM diye bir kurum vardı. Ben bu kurum aracılığıyla Fransızca konuşulan gönüllü gençlik kampına gitmiştim. Fransa'da 2 buçuk ay kalmıştım.. Kulağım Fransızca'ya alışmıştı, haberleri anlar olmuştum....
Oradaki arkadaşlarım sayesinde konuşurken hata yapıcam korkusunu biraz yenmiştim... Ama tabii kamp bitti herkes eski hayatına döndü, skypeların sayısı azaldı, ben eski ezber hayatıma döndüm, pratiğim de köreldi.....
Neyse öyle böyle, ezber ezber derken güzel bir ortalamayla mezun oldum ama şimdi sorsan tek kelime hatırlamıyorum.

Bu fluent konuşma işine bi çözüm bulmalı.....

Çok şükür,  İngilizce konusunda böyle bi sıkıntı yaşamadım, annemm İngilizce öğretmeni ve Avustralya'da büyüdüğü için.... Ama Fransızca içimde bir yara...... İşte tam burada konuya geri döneyim:

Hemen PEISG'i aradım,Numan Hoca beni görüşmeye çağırdı, cumartesi günü... Allaaahııımm nasıl heyecanlıyım.. Hava da nasıııl sıcak, giydim ceket pantelon, gittik görüşmeye.

5 Pakistanlı, 1 Türk hoca bir güzel konuştuk.Okulun eğitim dili, İngilizce. Dünyanın her yerinden öğrenci geldiği için akıcı bir şekilde İngilizce ders anlatabilmek artı puan.
Bu iş benim arayıp da bulamadığım!!!! İngilizce konuşarak çocuklara Fransızca öğretmek...

Neyse mülakat İngilizce, ben bi güzel cevapladım her şeyi...CELTA işe yaricak gazıyla öğrendiğim teknikleri bir bir sıraladım. E bide Yaratıcı Dramayı bitirmişim, o da var... Havalı havalı anlattım.

O sırada Numan hoca bana bir dip not düşerek, " Hocam, yalnız siz yanlış anlamışsınız. Cambridge A level, Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programındaki
(su meşhuuur CECR ) A level değil" dedi.....

Ben : ........................ S E S S I Z L İ K...............................

Nasıl yaniii? Yani bayaaa bildiğin ağır edebiyat. Efendime söyleyim Proust'uydu bilmem nesiydi... Biraz siyasi, biraz sanatla ilgili yazılar....Babalar gibi bir level....

Hiç bozuntuya vermedim... Görüşmeden çıktım, yol boyu üniversite hayatımı, olmayan Türk eğitim sistemini falan sorguladım.

Yine bir bunalım, bir hüsran.... O hafta da gittim işe ....Mutsuz mutsuz, CELTA sayesinde Fransa'da part time öğretmenlik bulur muyum, bu arada Fransızca'mı geliştiririm düşüncesiyle, internette araştırma yapmaya başladım... Umut verici bir şekilde, çok fazla sayıda iş imkanının olduğunu gördüm.

Bu arada eylül sonu oldu...Numan hocaya, daha sonra aradığında, bu seviyenin beni zorlayacağını, ama çocuklarla çalışabileceğimi söyledim.
O da daha sonra başka bir pozisyon için beni tekrar aradı...

Okulda bir kütüphane var, çocuklar orada ders çalışıyor. Sessizliği sağlayacak ve öğretmenler gelemediğinde 6. sınıfa kadar derslere girecek substitute öğretmen arıyorlar....

Ekimde PEISG'de işe başladım. Kasım gibi 5.sınıfın Fransızca dersini verdiler. Bir taraftan boş derslere, ara sıra "kütüphane" dedikleri yere ve drama derslerine girmeye devam ettim. Seviye süperdi, İrlanda'dakinden daha ileri. Orada renkler, hayvanlar, meslekler gibi basit konuları işliyordum. Burada bayaa gramer, çekimler falan... Değişik oyunlar buluyordum zevkli olsun diye, benim gibi ezberden bıkmasınlar diye...Marta kadar çok eğlenceli bir Fransızca öğretmenliği deneyimim oldu.

Her iş yerinde tuhaf karakterli insanların olduğu gibi bizim okulda da bol miktardaydı ama işte öğretmenliğin güzel taraflarından biri, kapını kapattın mı, sadece öğrenciler ve sen ve dersler.....

Bu süreçte bana kapısını açan, hatta odasının anahtarını bile veren; bütün deneyimini ve biriktirdiği materyali , hiç düşünmeden benimle paylaşan; her zaman destek olan Emel Öğretmenim....Sizi özlemle kucaklıyorum.....

Arkasından 2. sınıfın öğretmeni doğum iznine ayrıldı ve sürpriz bi şekilde sınıf öğretmeni oldum.

Yaaa, neredeeen nereye.....

Bu seferki iş benim için biraz zorlu oldu. 2. sınıf deyip geçme... Bir kere dil seviyeni düşürmen gerek... Anlaşılır örnekler vermen gerek, çoğunlukla somut... Hayal güçlerinin farkında olup her türlü soruya hazırlıklı olmak... Konsantrasyon sürelerini bilmek, susturmak, ÖĞRETMEK...

Anlattığım dersler: Matematik, İngilizce, Hayat Bilgisi, Bilgisayar ve Sosyal Bilgisi'ydi... Zorlayan diğer bi tarafıysa, ben bu konuların İngilizce'sini hiç görmedim kiii...

İngilizce öğretmenliğinde çıkarma işlemini nasıl anlatacağını öğretmiyorlar ya da Fransızca'da...Her neyse, okul dönemi boyunca ben gece 1'lere 2'lere kadar kurbağaların hayat döngüsünü, yanardağları, toplama çıkarmayı İngilizce terimleriyle çalıştım....

En zor konuysa matematikte kesirler konusu olmuştu. En sonunda bir kek götürüp tek tek dilimleyip pay/payda anlattım....

Ekim 2015'te Esra Hoca doğum izninden döndü ve ben boş dersler-drama-kütüphane üçgenine geri döndüm.

Sınıf öğretmenliği maceramda destekleri için, beni hiç yalnız bırakmayan Esra Hocam'a çok teşekkür ederim....

Peisg'den aralık sonu, eşimin işi nedeniyle ayrıldım.

Bana her gün destek olan; veliler- öğretmenlik-öğrenciler konusunda, her zaman yanımda olan
Merveciimmm, Esra Hocam, Şeniz Hocam, Emel Öğretmenim;

Her kriz anımda beni usanmadan dinleyen, "Ömrümü yedin Başaakk!!" ünlemiyle güldüren, tecrübesini benden esirgemeyen canım Hatice Hocam, özellikle size... Sevgiler, öpücükler...Sizleri tanımak, arkadaşlığınıza sahip olmak benim için bir hazine. Hepinizi çok seviyorum....

Ve tabii ki benim bitmek tükenmek bilmeyen stresimi her zaman azaltmaya çalışan canım anneme ve sevgili eşime de kocaman bir teşekkür !!!!( Go Başak's team!!! ;))


Şimdiii....
Ocak 2016 'da eşimin işi nedeniyle Almanya'ya taşındık....

Gelir gelmez Almanca kursuna başladım.. Bu dili öğrenmek zorunda hissediyorum. Hem bu bir şans, dili yerinde öğrenmek, hem de Almanca'yı çat pat bile konuşsan İngilizce konuşanlardan daha iyi muamele görüyorsun!! E bide iş bulma olayı var tabii... Almanca şart....

Almanca bana Fransızca'dan daha zor geldi, çok fazla kural var... Hele ki kelimelerin uzunluğu! Heceleyerek okuyorum. İlkokulda da Almanca görmüştüm, yaklaşık 5 sene, sayıları bile öğrenemedim. O derece Almanca'ya karşı hiçbir sempatim YOK... Şimdi işi sıkı tutup öğrenmeye çalışıyorum....


Benim bu yabancı dillerden çektiğim nedir böyle ya? Sen de fark ettin mi? Benim sınavım da bu heralde, yabancı dil öğrenmek.... "Ay yeter yaa!!! Şimdi de Almanca'ya mı çalışıcaksın?!" dedin mi okurken? Ben sürekli diyorum da....

Henüz CELTA ile Almanya'da iş başvurusunda bulunmadım... Ama burada, Türkiye'deki kadar zorlanacağımı sanmıyorum.

İş konusunda bir gelişme olursa Almanya'da CELTA'nın yeri ve önemi hakkında başka bir sayfa yazıcam.



Bir de,


Aile birleşimiyle yurt dışına  taşınmak hakkında da birkaç bilgi yazıcam,daha sonra....
Bu konu hakkında soru soran arkadaşım:

Eşim doktora öğrencisi olduğu için araştırmacı statüsünde, bir de kontratı, şimdilik, 4 sene.
Bu statüde ve 5 senenin altında Almanya'da kalacak olanlar için, aile birleşimi de olsa dil pasaportu zorunlu tutulmuyor.
Elçiliğin ve İdata'nın sayfasında daha detaylı bilgi yazıyor, oraya bakmanı tavsiye ederim. Ayrıca elçilikleri arayıp ilgili kişilerden de bilgi alabilirsin...


Tschüüüüüüssssss.....


6.06.2014

CELTA Günlükleri-1

Biri CELTA mı dediiiiii????

Başlık yanıltmasın, "Celta,ya başlıyorum ve her günü sana anlatıcam!!"" gibi bi yazı değil bu okuyacağın... Zaten kursu anlatırken bunun imkansız olduğunu anlayacaksın:)

Celta'yı 11 Nisan'da bitirdim. Başvuruyu, süreci ve sonrasını anlatıcam.

Celta'yı anlatmamın nedeni, başvurmadan önce süreç hakkında yeterli bilgi bulamamam ve internetteki kurumların sahte olma şüphesi. Ve tabii ki diplomayı aldıktan sonra neler oluyorrr? sorusu.

Enjoy ! :)

- CELTA NEDİR?
Celta: Certificate in English Language Teaching to Adults
Yanii  "bu vatandaş, bir native speaker gibi yetişkinlere İngilizce öğretebilir" diplomasıdır. ULUSLARARASIDIR. Fakat ülkemizde geçerli değildir.

- Celta'ya KİMLER BAŞVURABİLİR?
İster eğitim fakültesi mezunu ol, istersen olma; üniversite mezunu herkes başvurabilir. Yabancı dil öğretmenliği okuyanların kursa başvuru sürecinde ve kursta daha rahat ediceklerini düşünüyorum çünkü kurstaki dersler ve başvuru formu, okuldaki derslerden tanıdık gelicek.
Tabii ki belirli bir İngilizce seviyesi olan.

-Neden? Ben İngilizce grameri sular seller gibi biliyorum, katılamaz mıyım?
Katılırsın ama unutma ki dersler full İngilizce anlatılıyor ve aynı (öğretmenlik okuyanlar bilir) stajdaki gibi her gün ders anlatımı var. Diyorsan ki, "ben akıcı bir şekilde İngilizce konuşurum, İngilizce'yi İngilizce anlatırım." hiç düşünme, başvur.

- Celta diplomasını HANGİ KURUM veriyor?
Celta, Cambridge Üniversitesi'nin verdiği bir diplomadır. Üniversitenin anlaşmalı olduğu kurumlar verir. Bu kurumlardan Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de vardır.
(Cambridge University Celta yazıp google da arayabilirsin (http://www.cambridgeenglish.org/tr/exams-and-qualifications/celta/) daha sonra orada sağ alt tarafta en yakın Celta öğretim yeterlilikleri merkezi yeri butonunu tıkla (http://www.cambridgeenglish.org/tr/find-a-centre/find-a-teaching-centre/) Avrupa'da almak istersen şehir ve ülkeyi ona göre seçebilirsin.)
Kursu Türkiye'de almak istersen birkaç şehirde çıkıyor. Ankara için söylüyorum Bilkent'tekine ulaşılamıyor ve bildiğim kadarıyla sadece Bilkent öğretmenlerini kursa alıyorlar.
Diğer kurumları bilmediğim için ITI (http://iti-istanbul.com/cameng/celta) öneriyorum. Hatta şiddetle tavsiye ediyorum :)

*ITI, İstanbul'daki kurum. Ankara'ya da şube açmayı düşünüyorlardı en son, fakat şu anda ne durumda bilmiyorum.

-ÜCRETİ ??
ITI sayfasında fiyatları yazıyor. Ankara için şu anda 30 Haziran full time için £ 1,200.00 diye görünüyor.

**!!! Sayfanın en altında "All fees are quoted with 8% KDV (tax) not included."  notuna dikkat.

-SÜRESİ??
Benim katıldığım full time,4 haftaydı.
Online olanlar ve part time olanlar da var. Part time lar sanırım 2 ay sürüyor.

-DİPLOMA NASIL Bİ'ŞEY?

3 tane diploma türü var.
Pass A- Pass B- Pass
*Detay için 2. bölümü oku
-NASIL başvurmalıyım?

TÜRKİYE'DE KATILMAK İSTEYENLER İÇİN:

ITI
 sayfasına girersen çok güzel yönlendiriyor. Upcoming kısmında kurslar var. Şehirleri ve türleri yazıyor( full-time/online vs).
Oradan hangisini düşünüyorsan sağ taraftaki view details butonuna tıkla ve formu doldur.
Başvuru iki aşamalı:

-Form
-Telefon/skype görüşmesi

Formu doldururken eğitim ile ilgili bir essay yazmanı isteyecek. Onu da yazıp yolladıktan sonra sana ITI'dan başvurunu aldıklarına dair bir mail gelicek ve bir pdf, bir de word dosyası yollayacaklar. Pdf'de Yabancı Dil öğretmenliği okuyanlar bilir have been ve have gone arasındaki fark, auxiliary verbs ya da fonetik gb konuların olduğu dilbilimsel/bilgisi soruları var; word'de ise cevapları yazmak için tablolar.Bunları yolladıktan sonra 1 ya da 2 gün içinde telefon görüşmesinin gününü belirlemek için mail atıcaklar.

Birkaç dosya daha yollayacaklar ve birinde telefon görüşmesinde ne gibi sorular sorulacağı yazıcak. Buna sakıın aldanma. Ben oradaki sorulara göre kafamda birkaç cevap hazırlamıştım. İşte nerde okudun, neden Celta almak istiyorsun, deneyimlerinden bahset gibi....

Görüşmede bana iki tane gramer sorusu sordular. Biri have been ve have gone arasındaki farktı, diğerini hatırlayamıyorum. Bir de birkaç kelime (2 tane somut,1 tane soyut) verip "bunları sınıfta nasıl anlatırdın?" diye sordular. Sordular diyorum ama görüşmeyi bir kişi yapıyor=))
Ben, bizim tutorlardan Nikue'le konuşmuştum :)

Sorular bittikten sonra, telefondaki şahıs, "senin bize sormak istediğin bir şey var mı?" diyor ve istersen kursla ilgili merak ettiklerini soruyorsun.

Bunu da atlattıktan sonra aynı gün içinde kabul edilip edilemediğini mail atıyorlar. Kabul edilirsen hızlı bir şekilde ücretin ilk bölümünü verilen hesaba ve söylenen miktar kadarını yatırıyorsun.
Ücreti biran önce yatırmalısın ki kontenjan dolmadan ön kayıt yapılsın.

Öğretmenler yani tutor'lar hakkında daha sonra yazıcam. Ama bu kurumun güvenilir olduğunu tekrar söylemek istiyorum. Biz ailecek " Çok para yaa, inşallah dolandırılmayız" diye çok düşündük. Başvurmak isteyip de bizim gibi düşünen arkadaşım, umarım bu yazıyı görürsün ve için rahat eder :)

-ANKARA'da NEREDE?

ITI, Bestekar sokaktaki İngiliz Kültür Derneği'yle anlaşmış. Kurs, binanın en üst katında yapılıyor.
Kennedy Caddesi'ndeki Sakal var ya,oradan Esat'a çıkıyomuş gibi yokuşa doğru yürü. İlk sola dön, taksi durağı var. Dümdüz devam et. Aras Kargo'nun yanı.
(http://www.tba.org.tr/)

-KAÇ KİŞİ ALIYORLAR?

Bizim sınıf 12 kişiydi. Daha sonra 2 grup şeklinde ayırıyorlar. Sanırım 12'de tutmaya çalışıyorlar.

Başvuru süreci bu şekilde...

Kursta neler yaptık ?? :
http://basakkaleli.blogspot.com.tr/2014/06/celta-gunlukleri-2.html

6.01.2014

CELTA Günlükleri-2

17 Mart-11 Nisan 2014

Kursta neler yaptık.....
***Kursta bize verilen herhangi bir şeyi buraya koymak istemiyorum çünkü kurum tercih etmeyebilir diye düşünüyorum. O yüzden detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım. ;)

Önce şunu söyleyim, gerçekten zor bir kurs. Bana zor olucağını, sosyal hayatımın olmayacağını ve abartmıyorum bir süre dünyadan yok olmuşum gibi olucağını tutor Nikue telefonda söylemişti. Hatta, Ankara'da ailemle yaşadığım için daha da zor olucağını söylemişti. Ben de " ben ne vizeler, finaller gördüm. Bunu mu yapamicam?" dedim İÇİMDEN......

Çok ciddi bir şekilde söylüyorum, kursun ilk iki haftası her gün ağladım ve kendime kızdım. "Ben manyak mıyım, kendime bu işkenceyi neden yaptım, deli gibi para verdik bırakamam da, kendim kaşındım,bi daha asla böyle bi kursa gitmem..." falan diye söylendim.Vallaha da billaha da...
4 hafta boyunca salonu işgal ettim; her yer kağıt, her yer materyaldi. Keşke fotoğrafını çekip koysaydım.
Kurs 8.30-5.00 arası, arada 1 saat yemek molası var. İngiliz Kültür, bizim eve yakın olduğu için 10 dakikada geliyodum. Geldiğim saatten sabah 3'e bazen 5'e kadar bir sonraki dersi planlıyodum ya da ödev yazıyodum.3'te ya da 2'de falan yattığımda da stresten uyuyamıyodum.

Bu dediklerim heves edenleri yıldırmasın, çünkü şimdi, para biriktirsem de Young Learners (http://www.cambridgeenglish.org/tr/exams-and-qualifications/celta/young-learner-extension-to-celta/) diplomasını da alsam diyorum.
Yani zor. Bunu bilerek başvuru yap.

Şunu da ekleyim kurs ne kadar zor olursa olsun ordaki arkadaşlarımı, öğrencileri ve tutorları çok özlüyorum. Onları tanıdığım için çok şanslıyım.

Böyle bi kursa gittiğim için de çok şanslıyım. Eğitim fakültesi mezunu olsam da kursta öğretilenlerin çoğunu bilmiyordum. Hatta üniversitede hiçbir şey öğretilmemiş bize.
Benim için hem çok iyi bir tecrübe oldu hem de "öğretmenlik"/ metodlar açısından bana birçok şey kattı.

Bütün kurs arkadaşlarıma,tutorlara ve öğrencilere selam:)







Süreç şöyle ilerliyor:

Kurs başlamadan 1 hafta önce ITI çeşitli yerlere ilan veriyor. Yetişkinlere 4 haftalık ücretsiz İngilizce kursu diye. Katılmak isteyenler söylenen saatte okula gelip önce yazılı sınava giriyorlar(ilk gün).

Katılımcılarsa
İlk gün sabah 8.30'da okulda oluyoruz, tanışma. Daha sonra kurs hakkında biraz bilgi...Ve ara vermeden önce herkese 2 renk dosya dağıtılıyor. Bu renkler daha sonra grupları belirliyor. Ben, pembe gruptaydım:)
12 kişi 6-6 iki gruba ayrılıyor. Bizim grup 6 kız 6 erkekti. Kendi içimzde de 3kız-3erkek.

2 grup yapılmasının nedenini birazdan anlatıcam.

Ara verildikten sonra gruplardan biri üst kattaki sınıfa çıkıyor. Gruplar da kendi içinde 2'ye ayrılıyor.
Önce öğrencilerin girdiği sınavın cevap anahtarları dağıtılıyor. Her gruba elementary'den advanced seviyeye kadar speaking sınavı için soru veriliyor. Testlerden çıkan puana göre öğrencilere soru soruyoruz ve İngilizce düzeyini belirliyoruz. Bu arada tutorlar da hep yardımcı oluyorlar.
Konuşma sınavı da bittikten sonra tekrar 12 kişi biraraya geldik.

Sonuçlara göre öğrencileri 2 gruba ayırdık; elementary ve intermediate. Bizim de 2 gruba ayrılmamızın nedeni bu. Bir grup elementary; bir grup da intermediate'lara girdi.
(Elementary için face2face; intermediate için de straight forward kitabı kullanıldı.)

2 hafta boyunca bizim grup 10.30-13.00 arası intermediate; diğer grup da aynı şekilde elementary sınıfında ders verdik.
Kursun başında çok detaylı bir şekilde ders planı verildi. Kim neyi, hangi sayfayı,kimden önce anlatıcak diye.
Ama her geçen gün detay azaldı hatta kursun son iki dersini tamamen biz planladık.
2. haftanın sonunda yer değiştirdik. Böylece iki seviyede de ders anlatma şansımız oldu.

Kursun ilk günü verilen plana göre kimin hangi gün anlatıcağı belli. 2 ana gruba ayrıldıktan sonra kendi grubumuz içinde de 2 gruba ayrıldık. Pazartesi 3 kişi, salı diğer 3 kişi ders anlatıyoduk. İşin zorluğu dersi hazırlamak için sadece 2 yarım günün olmasında. Sabahlara kadar çalışmamızın nedeni bu.

Şimdiiii, ders planını öğretmenlik okuyanlar bilir biraz gıcık bir iştir. Kursta da aynı şekilde istenildiği gibi bi plan hazırlamak zorundayız. "Nasıl hazırlanıyor?" dersen, kursun ilk günü adım adım Nikue ( sanırım kendi hazırlamış) English Lesson Planner web sayfası hakkında bilgi veriyor. "Hııı, e o zaman kolaymış" gibi düşünme. İşin en çok vakit alan kısmı istedikleri gibi yani doğru bi şekilde plan hazırlamak. Saatlerini alıyor. Ama şöyle de bi gerçek var kursun sonunda nerdeyse 4 4'lük ders planı hazırlar hale geliyosun ve demo yapmaya gittiğin okullarda ders planını gören "çok profesyonelce olmuş" diye planına hayran kalıyolar. :)

Önce dersi nasıl işleyeceğine karar veriyosun( kursun ilk günleri çok rahat çünkü eline hazır geliyor), sonra ders planını hazırlıyosun ve en son materyal hazırlamaya geliyor.

**-Kurstaki MATERYALi kim KARŞILIYOR?

Kursun ilk günü iki tane guide kitap veriyorlar. Kurs esnasında çok bakamıyorsun ama ders ve ödev hazırlarken bayaaa bi işine yarıyor, güzel kitaplar. Anlatacağın dersin malzemelerini hazırlama fikri tamamen sana kalmış. Kursun yapıldığı yerde bizim için bi fotokopi makinesi vardı. Yani kağıt ve fotokopi okuldan.
Kullanılacak kitapları da ITI veriyor. Ama benim gibi renkli çıktı takıntın varsa cebinden veriyorsun.

Materyalden de bahsettikten sonra önemli bikaç şey daha yazayım.

Kursta herkes 45 dakika ders anlatıyor. 2. gün anlatmaya başlıyorsun tabii ki tanışmayla. Grup arkadaşlarınla tanışma aktiviteleri planlıyosun. Kursun ikinci günü bu şekilde geçiyor. 3. günde son hız, ders anlatmaca.
Dediğim gibi 10.30-13.00 arası bizler ders anlatıyoruz ve her sınıfta 1 tutor oluyor. 45 dakika boyunca seni izliyor ve verdiğin ders planı, materyaller önünde senin hakkında not alıyor. Aynı şekilde ders anlatmayan grup arkadaşların da senin hakkında not alıyor.

Öğle arasından sonra okula tekrar geliyosun ve ,2 grup birlikte, 16.30/ 17.00'e kadar tutor'lar ders anlatıyor (input). Fonetikten tut da Latin alfabesi kullanmayan ülkelerde İngilizce öğrenmenin ne kadar zor olduğuna kadar anlatıyolar. Her dersin sonunda yeni bir şey öğreniyosun. Kurs esnasında kafan bilgi çöplüğüne dönüyo, telaşlanma. Sonradan hepsi yerine oturuyor.

Ertesi gün 8.30-9.30 arası tutor ve grup arkadaşların, bir gün önce yaptığın ders hakkında feedback veriyor. O gün ders anlatıcaksan 10.30'a kadar  hazırlıklarını yapıyosun ve rutin başlıyor...

Diplomayı almak için 6 saat ders anlatman gerek ve belli bi süre gözlem yapmış olman gerek.Gözlem için de yine plan hazırlanıyor. 3 kişilik gruplar halinde, İngiliz Kültür'deki yabancı öğretmenlerin dersine girip not alıyorsun. Daha sonra tutorlar, derse girmiştir diye bi formu imzalıyolar. Ya da bütün grup, birlikte 90 dakikalık ders videoları izliyosun.
Bu formlar portfolyolarda duruyor. Kursun ilk günü herkese büyük klasörler veriliyor. Bu klasörlerin içine yaptığın her şeyi koyuyorsun. Klasörler de tutorların odasında duruyor.
Kusrun son günlerinde Cambridge Üniversitesi bünyesinde çalışan biri geliyor ve bütün klasörleri inceliyor. Tutorların notlarına bakıyor ve son olarak da gruba, kurs-tutorlar-kurum hakkında fikirlerini soruyor. Genel bi konuşma yapıldıktan sonra gün boyu tutorların odasında olucağını özel konuşmak isteyen olursa yanına gelebiliceğini söylüyor.

***** Kursta nelere göre dikkat etmeliyim???
Öncelikle tutorların Teaching Practice (TP-ders anlatımı)'lerden sonra yaptığı feedbackleri çok iyi not al ve diğer derslerinde bu noktalara dikkat et.

Örnek: Bize kursta öğrencilere "Am I clear enough?, OK?, do you understand me?" gibi soruların sorulmaması gerektiğini çünkü öğrencilerin bu sorulara hep "yes" cevabını vericeklerini söylediler. Bu soruların yerine CCQ yani Concept Checking Question'ların sorulması gerektiği söylendi.
Şöyle yani, "bu alıştırmada şunları şunları yapıcaksınız, anladınız mı?" yerine; talimatı verdikten sonra "bu alıştırmada ne yapıcakmışsınız?" diye sormak gerekiyormuş.
Ders planını çok özenli hazırla.
Materyaller düzgün, anlaşılır ve seviyeye uygun olsun.
Kullandığın her materyalin altına nereden aldığını yaz (hangi kitap,hangi site gb).
Derslere full katılım
ÖDEVLER!!!!  istenildiği gibi ve zamanında

Ödevler konusuna gelmişken, kursu bitirmek için sadece bu ders anlatımları ve inputlar yeterli değil bir de 4 tane essay yazman gerekiyor.
Bu ödevlerin verilme ve teslim tarihi, kursun başında verilen zaman çizelgesinde yazılı oluyor.
Bize verilen ödevlerin konusu şöyleydi:
-özellikleri verilen bir sınıfa göre verilen bir materyalden pre-while-post reading egzersizi hazırlamak, ders planı gibi yani
-verilen cümle ve kelimeleri dilbilimsel/bilgisel inceleme
-kurstaki öğrencilerden birinin okuma-yazma ya da gramerdeki eksiğine yönelik egzersiz hazırlama
-son olarak da kurstaki gelişimimizi anlatan bir essay.

Bu ödevleri, her grubun kendi tutoru okuyup değerlendiriyor. Ödevi nasıl yapman gerektiği, kelime sayısı kısacası her şey ödev dosyalarının içinde mevcut. Eğer bi yeri yanlış yaptıysan ödev geri dönüyor ve tekrar yapıyorsun yine olmazsa tekrar dönüyor. Sonuncusu da olmazsa o ödevden kalıyorsun. Bu pek hoş bir şey değil tabii.

*Özellikle ödevlerde ve kurs sürecinde her zaman yanımda olan, bana yardım eden Başak's team e çok teşekkür ederim. Sizi seviyorum :)

Ödevden hemen sonra diplomayla devam ediyim:

Her TP'den sonra tutor detaylı bi kağıt veriyo ve kağıdın en altında o dersten aldığın not yazıyor. Standard-Standard(strong)- Above Standard gb.

Pass A almak için anlattığın bütün derslerden( toplam 6 saat ders anlatman gerek bu da 8 ders saati demek çünkü dersler 45 dakika) above standard alman gerek. Yani ders planın standardın üstünde hazırlanmış,materyal,ders anlatımı, kullandığın dilin seviyesi, öğrenciler hedeflenen dili ders boyunca kullanmış.....Pörfetto bi ders yapmışsın demek... Pass B için de sanırım 2 dersin standard(strong'a yakın) olabilir, geri kalanı above olması gerek.Pass için de verilen her şeyi doğru düzgün yapıp "standard" almışsın demek.

* Kurstan Pass almak da önemli bir şey, küçümseme. Ama keşke hak etmeyenlere ya para iade edilse ya da ekstra başka bir şeye daha katılması gerekse. Çünkü bazen insanlar sanırım tempodan kaynaklı, hazıra konmaya başlıyolar. Senin materyalini kullanmak istiyolar ya da en kolay dersi almaya çalışıyolar. Ders anlatırken ki isteksizlikleri ya da gerektiği özeni vermediği anlaşılsa da onlara da Pass verilmesi haksızlık...


Biz bütün grup, kurs başladığında "Pass A alıcaz" diye başladık. 1. haftanın sonunda "Pass B olsun o da yeter" dedik ve son hafta "Allaaaaamm nolur geçiyim yeter yaaa " diyoduk. Tabii bunu kursun sonunda hep birlikte yemeğe gittiğimizde birbirimize itiraf ettik =))

Genel olarak süreç böyle. Dediğim gibi çok yoğun ama çok güzel şeyler öğreniyosun ve bence bir öğretmenin bilmesi gereken şeyler. Kendi üniversitemi düşününce 5 yıl boşuna okumuşum diyorum. Çünkü kursta yaptıklarımızın çeyreğini bile okulda yapmadık.

Tutorlar, bu alanda çok bilgili. Güvenebilirsin. Söylediklerini yapman yeterli.
Bizim tutorlar Simon Phipps, Nikue Gardner ve Liz'di.

Hani "ilkokulda şöyle bi öğretmenim vardı, tam bir öğretmendi" deriz ya.. Benim nadirdir böyle öğretmenlerim, SIMON PHIPPS de onlardan biri. ITI, böyle bir öğretmenle çalıştığı için çok şanslı. Adam derya deniz. Espirili, yardımsever, çok güzel ders anlatıyor. Bize yaptığı örnek ders anlatımında 45 dakikada rusça naber iyiyim adım şu görüşürüz demeyi öğrendik.

Açıkçası kursun ilk 2 haftası benim için çok zor geçti. Çok gergindim, hata yapmaktan korkuyodum. Bir şeyler öğrenmektense" acaba bu yaptığımı tutor beğenir mi?" diye düşünüyodum hep. 2.haftanın sonunda tutorlar değişti ve ben "hata yapıcam, Simon bana doğrusunu anlatıcak" diye derslere gittim. "Simon'dan bugün ne öğrenicem" diye mutlu girdim derslere. Hem öğrendim hem de öğrendiklerimi anlattığım derslerde kullanmaya çalıştım ve eğlendim. Simon, "öğretmen" kelimesini hakkıyla dolduran biri.
Umarım kursta senin de dersine girer:)

İşte böyle

Kurs sonrası neler oluyorr?? yakındaa :))

6.12.2012

İrlanda - 4

Sıradakiiii





 Doolin - The Cliffs of  Moher - Bunratty Castle
Yani Co Clare bölgesi=)

Arabayla seyahat ettiğimiz için yol üzerindeki köyleri görme imkanım oldu.Ballvaughan 'da geçerken uğradığımız yerlerden biri.
Israrla tavsiye ediceğim, " ALLWEE CAVE " . Burası bi park,oldukça büyük bi park aslında. İçinde Burren Birds of Prey and Education Centre diye bi yer var; eğitimli baykuş, atmaca, şahin gibi yırtıcı kuşları görmek istersen bu parktan memnun ayrılıcağını düşünüyorum.Yalnız , mağara ve parkın giriş ücretleri ayrı.










AILLWEE CAVE' den sonra yolculuğa devam edelim....Yol üzerindeki şirin köyleri ve inanılmaz büyük irish evlerini görüp büyülendikten sonra sırada Doolin var....
Doolin,
hayalimdeki İrlanda diyebilirim.
Hayalindeki İrlanda nasılmış?? dersen:
Böyle "yemyeşil" tepelerde tek tük evleri,virajlı yolları olan şirin minicik kasabalardan oluşan bi ülke.
Sanırım bu fikir P.S I LOVE YOU filminden kalma=)
Doolin'de kaldığımız yer aynen böyleydi. Virajlı dar yollar,hobitlerin evleri gib minik yeşil tepeler....Kasaba o kadar samimi ki...3tane bar var, insanlar akşamları barların birinde toplanıp çene çalıyo.HerkeS birbirini tanıyo.Şakalar-espiriler-şarkılar...Harika!
Bölgede meşhur Cliffs of Moher (klifs of Mohır) var.Havanın açık olduğu bi gün gitmelisin ki kayalıkları görebilesin.Ve rüzgara dikkat et çünkü gerçekten çok güçlü esiyo. Clifflerde yürümenin dışında alternetif olarak tekne turuna katılabilirsin. Balinalar eşliğinde civardaki adaları görme şansın olur =)

Bu Clifflerden biri "Hag's Head" hakkında bi de efsane var:
Clifflerin tam karşısında kadın yüzüne benzeyen çok büyük bi kaya var. Efsaneye göre yaşlı bi cadı "HAG"(Gaelic dilinde Cailleach) Brigit ya da Mal, yakışıklı bi irish'e "Cu Chulainn" aşık olur. Fakat Cu, Mal'e karşı bişey hissetmemektedir ve ondan kaçmak için bütün İrlandayı dolaşır. Bu macera Loop Head ,Güney Clare'de son bulur. Mal,yakışıklı irish'ini yakaladığını düşünür ama Cu uçurumdaki taşları merdiven gibi kullanarak cadıdan kaçmayı başarır... Fakat Mal, sevdiği adamı yakalamaya çalışırken uçurumdan denize düşüp parçalara ayrılır. Kanı bütün denizi boyar...Hikaye böyle son bulur. Denizse lanetlenmiştir. Loop Head'deki dalgalar ; o kadar güçlü, o kadar gürültülüdür ki adeta acı acı bağıran, ölüm ve felaket haberleri veren bi cadının yükselen sesinin, dalgalara hapsolduğuna inandırır seni. İşte bu yüzden bölgedeki dalgalara cadının adı verilmiş "Tonn Mhal".

Clifflerin başka bi özelliği ise Leap Year-Harry Potter gibi meşhur filmlere ev sahipliği yapmış olması.
Clifflerle ilgili söyleyeceklerim bu kadar ama tekrar hatırlatıyım diyorum; Cliffs of Moher'a rüzgarsız bi günde gidilmeli. Aksi takdirde muhteşem manzarayı göremezsin ve çok tehlikeli olabilir. Bölgeden nerdeyse her yıl kayıp ve ölüm haberleri alınırmış....Cadının lanetinden olsa gerek.....
Ayrıca Doolin'de denize girmek de tehlikeli çünkü dalgaların yüksekliği rekorlar kitabına girmiş. Hem rüzgarlı hem de dalgalı olduğu için Doolin'de sörf yapmayı tercih eden çok sayıda sporcunun hayatını kaybettiği de kasabalılar tarafından anlatılır.
İşte böyle....






Aşağıdaki linke tıklarsan Maroon 5 eşliğinde Cliffs of Moher'ı ve bahsettiğim dalgaları izleyebilirsin :
http://www.youtube.com/watch?v=UzCcgwtvOf0


Ennis, Navan'dan biraz büyük bi kasaba...Çok fazla tarihi bi durum ya da atraksiyonlu bi olay yok.
Ennis'den bikaç fotoğraf:







Sıradaki Bunratty Castle :

İçinde kalesi olan ve klasik irish evlerinden oluşan turistik bi bölge=)
Tavsiyem, Bunraty'de 1 gün kalman....Çünkü akşamları irish gecesi yapıyolar ama her yerde olduğu gibi gitmeden önce rezervasyon yaptırman gerek. Biraz da tuzlu =) Yine de daha önce izlemediysen paraya kıy derim ben.

Neyse Bunratty kalesi 1425 yılında inşa edilmiş, 15. ve 16.yy a ait motiflerle ve eşyalarla dekore edilmiş büyük bi kale. Çok büyük bi park düşün,içinde kale var ve etrafında da eski irish evleri...Harika bi yer!!!!
En önemli özelliğide parkın içinde turistlere o dönemi yaşatmak için Gaelic konuşan ve dönemin kıyafetlerini giymiş oyuncular var. Onlarla sohbet edebiliyosun ve sana o dönemde olan olayları anlatıyolar. Sanki o dönemdesin ve yerel halkla konuşuyomuşsun gibi oluyo.Çok eğlenceli!!!
Bunratty'deki evlerden ve kaleden bikaç fotoğraf :


İşte klasik irish evi....Bu çatılara thached deniliyo....Irish thached cottages.
 Evlerin içi.....




Kalenin sahipleri...
















Köyün içi böyle...Tam bir irish köyü yani....Tabii evlerde kimse yaşamıyo=)

Batıyla ilgili anlatıcaklarım bu kadar.....Sırada Northern Ireland var ;)

Slan!
=)